‘Takımı sahadan zor çıkarıyoruz’

‘Takımı sahadan zor çıkarıyoruz’
Ay-yıldızlı ekibimizin teknik patronu, “Sabahın sekizinde kahvaltı yapmadan antrenmana çıkan bir ekiple çalışıyorum. Herkes müthiş istekli. Kimseden şikayet duymuyoruz. Finallerde fark yaratan bir takım olacağımıza inanıyoruz” dedi.
A Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim, 2008 Avrupa Şampiyonası finallerinin hazırlık çalışmalarını Milliyet’e değerlendirdi.
Liglerin yeni bitmesine rağmen futbolculardaki aşırı isteğin kendisini mutlu ettiğini söyleyen Terim sorularımıza içtenlikle yanıt verdi.
- Avrupa Şampiyonası için kadro tercihleriniz günlerdir tartışılıyor. Milli Takım gündemi adeta krizlerle başladı ve öyle devam ediyor. Neler söylemek istersiniz?
“Şu an 2008’e konsantre olmuş bir ekibiz. Muhakkak ki aykırılıklar çıkacaktır. Makul ölçülerde olursa memnun oluruz ama herkesin fikrine de “dur” diyecek halimiz yok. İşimize bakmak zorundayız. Onlarla orada kalamayız. Yani negatif düşünceleri biz pozitifle karşılamak zorundayız. Dolayısıyla o iş hiç bitmedi. Hiç bitmeyecek de zaten. ‘Yok o oynamalıydı, bu oynamamalıydı’ onların işi. Açıkçası biz buralarda fazla kalmak istemiyoruz.”
- Mesela Hakan Şükür. Birçok başarıya birlikte imza attınız. Ama o şimdi burada yok. En azından hiçbir şey olmasa da, vefa duygusuyla onu buraya çağırmanız gerektiğini düşünenler var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
“Olabilir. Ben bu tür yaklaşımlara da saygı duyuyorum. Ama işi tek tek ayırırsak, mevzumuzdan, hedefimizden uzaklaşmış oluruz. Dolayısıyla ben bu konulara girmek istemiyorum. Alındığı zaman da tepki var, alınmadığı zaman da kritik var. Böyle bir durumdayız. O zaman da, çok da ciddiye alacak bir durum yok.”
- Hakan Şükür ‘Ben hocama hiçbir zaman alınmam, onun tercihidir’ diyor. Düşünceniz?
“Yaklaşımı süper. Tabii ki o benim evladım gibi. Hepsi benim evladım gibi. Ben öyle düşünüyorum. Buralara girmek de artık yanlış. Geldik, birinci hazırlık maçımızı oynadık. Kimseye bunların bir faydası olmaz. Bu işleri bırakalım. Bu konularda biz tecrübeliyiz. Neden, niçin, niye yazıldığını bilecek kadar da zekiyiz. Burada Hakan’ın davranışı çok güzeldir. Ona da yakışan odur zaten. Gerisi de çok önemli değildir. Vefayı da kimsenin bize öğretecek hali yoktur. Bırakalım o işleri de biz hedefimize bakalım. Nitekim biz öyle yapıyoruz en azından.”
- Mevlüt’ü çok yeni olmasına rağmen, sürpriz bir kararla buraya çağırdınız. Biraz cesur ve riskli bir karar değil miydi sizin için ?
“Olabilir ama değişik, çabuk ve güçlü bir oyuncu. Fransa’da da oynayan tarihteki tek Türk oyuncusu. Ben başkasını hatırlamıyorum. Oynuyor, gol atıyor. Bizim U - 21 milli takımımızın oyuncusu. Orada da tecrübelendi. Ayrıca değişik bir tip diye aldık onu biz. Zaten onun bölgesinde Nihat gibi bir önemli bir oyuncumuz var. Halil ve Semih var. Gökdeniz ve Tuncay’ı da sayabiliriz. Onun için biz değişik şekilde faydalanırız diye düşündük. Umut ediyorum ki faydalanacağız da. Erken konusunda insanların yaklaşımı bazen doğru olabilir ama biz onu kendi aramızda tartıştık ve erken olmadığına karar verdik. Şu an için Servet’in ve Gökhan Gönül’ün sakatlanmasıyla Emre Güngör’ü çağırarak 27 kişi olduk ki, ne kadar doğru yaptığımızı da gördük. Bu kafamızdaki düşünceleri daha net hale getirebilmek için bir 15 günlük zamanımız var.”
- Dört oyuncuyu kadro dışında bırakmak zor olacak mı ?
“Tabii ki zor bir seçim olacak ama isteyen arkadaşlarımız bizimle birlikte kalacak. Zaten kadrodaki bakış, arkadaşlarımızın bakış açısı da öyle. Burada tam bir grup ve iyi bir takımız. Bu takımla finallere gideceğiz. Çünkü seçerken de zaten turnuvada olabilecek her türlü sürprizi önleyebilecek bir kadro yaptık.”
- Finallerde nasıl bir Türk milli takımı hayal ediyorsunuz ?
“Oynayan ve keyif veren bir milli takım hayal ediyoruz hepimiz. Biz oynadıkça da herşeyin olacağını düşünüyoruz. Muhakkak ki ben hep iddia ediyorum. Avrupa Şampiyonası’nın ilk grupları Dünya Kupası’ndaki gruplardan çok daha zor. 16 tane elit takım düşünün. Bir an evvel en önemli takımlarla karşılaşıyorsunuz. O yüzden ‘Pardon’ deme hakkınız çok yok. Bu yüzden arkadaşlarımın o bilinci taşıdıklarını da görüyorum. Biz fark yaratmaya çalışıyoruz.”
- Bu kampta sizi en çok şaşırtan ya da sevindiren olay nedir ?
“Beni en çok sevindiren, mesela Amerikalı performans hocalarıyla daha sabahın sekizinde kahvaltı öncesi antrenmana başlayan bir takım görmek. Kah-valtı yapıp tekrar antrenmana çıkan ve buz varillerinde hiç ses çıkarmayan, müthiş istekli, teknik antrenmanlarda sahadan zor çıkardığımız bir takım olduk. Bu çok çabuk gerçekleşti. Çünkü baktığınızda ligden henüz yeni çıktılar.”
- Bu işin şifresi nedir hocam ?
“Sevgi... Sevgi, güven, karşılıklı itimat. Ama sonuç olarak bir sevgi ortamı var ortada. Sevginin olduğu yerde de herşeyi kolay hallediyorsunuz. Otoritesiz de olmaz. Ama bunu sevgiyle saygıyla halledebilirseniz bu muhteşem bir şey. Bizde o gözüküyor. Hem mesafeleri bilen oyuncular, hem de şakalaşmayı, ciddi olunması gereken yerde ciddiyeti, keyif alınması gereken yerde keyif almayı, çalışılması gereken yerde de çalışmayı bilen oyuncular. Bunun karşılığı eşittir, sevgi ve saygının otoriteyle birleşmesidir.”
Önce 2008, sonra ben
- Turnuvadan sonra, milli takımın başında, var mısınız, yok musunuz hocam ?
“Şimdi Acun’cum, yine söylüyorum; ne mutlu ki bir Türk antrenörü, yerli basında da, dünya basının da da isteniyor. Bu çok hoş bir şey. Ben bir daha ifade ediyorum. Muhakkak görüşülüyordur ama ben kimseyle görüşmedim. O yüzden, 2008, şu günler, 300 tane transfer teklifi olsa bakacak durumum yok. Sadece, buraya konsantre olmuşuz. Oyuncularıma tanıdığım transfer görüşmesi imkanını, kendime tanımıyorum ve tanımamam gerektiğini düşünüyorum. Oyuncularıma o imkanı kafalarının rahatlaması için tanıyorum ama ben kendime tanımıyorum. Benim tamamen konsantre olmam lazım. Antrenörün de formda olması çok önemlidir. Benim tamamen arkadaşlarımla beraber, kılı kırk yararak, oyun anlayışımızı oturtmam lazım, sakat arkadaşlarımızı bir an evvel yetiştirmemiz lazım, o güzel grubun önüne kalkan olmamız lazım.”
- Peki hocam ya Hamdi beyden iyi bir teklif gelirse turnuva esnasında?
“Valla Hamdi beyin etkileyici bir sesi var. Bana söyledikleri de çok kibardı, onları orada paylaşamadım ama herkesin merak ettiğini ben duydum. Kim olduğunu bilmiyorum ama öyle biri var. Öyle bir teklif gelirse turnuva esnasında, ben görüşmem ama görüşülür. Buna göre ajanslarım var, benimle ilgilenen bir şirket var, menajerim var. Onlar istedikleri görüşmeyi yapabilirler. Ama son söz bende olduğuna göre son sözüm de şudur; Sadece 2008. O benim sonraki bölümüm. Bu ne kaybettirirse ettirsin yani, önemli değil. Bana 2008 önemli.Milliyet


Sizde Yorum Yapın!