Şuayip Odabaşı

ÖLDÜM | Şuayip Odabaşı
“Bir Ölünün Kendine Yazdıkları.”
Öldüm.
Hiç istemediğim bir zamanda.
Ölüm geldi mi hoş geldi.
Gelsin.
Nasıl gelirse gelsin
Adı ölüm,
Nasıl geldiği önemli mi?
Haber verecek değil ya.
Gelsin yeter ki.
Yaşımın azlığına bile bakmadan gelsin.
Geldi işte.
Geldi ve…
Zamansız öldüm.
Yaşamak; çok zor gelse de bedenime.
Seviyordum yaşamayı.
Kör topal olsa da hayatım.
Acılar çeksem de umarsız.
Seviyordum bu hayatı.
Her şeye rağmen.
Erken öldüm.
Daha acılarıma doyamadan öldüm.
Yüzümdeki çizgilerin önemi yoktu.
Önemli değildi, düşlerimin yokluğu.
Önemli değildi, yalnızlığım.
Önemli değildi, duymadığım sevgi sözleri.
Önemsizdi, gözlerimin görmediği uzaklar.
Yine de düş kurmalıydım.
Sevgi sözleri söylenmeliydi.
Uzakları görebilmeliydim.
Yalnızlığımı bozmalıydı birileri.
Hiçbir şey olmasa da,
Ben ellerimle dokunarak, bakınarak,
Börtü böcekle.
Rüzgarın yüzümdeki serinliğiyle …
Yaşamak isterdim birkaç yüz yıl daha.
Zamansız bir zamanda.
Öldüm.
Birilerinin hesabı yanlıştı bana göre.
Toplama çıkarma yanlıştı.
Çarpma bölme yanlıştı.
Yanlıştı yaşadığım yılların hesabı.
Eksiler artılar yanlıştı.
Yanlıştı ölüm.
Çarptılar ölümü yaşama.
Yaşamı böldüler.
Elde kalanları topladılar.
Sadece ölümü buldular.
Elde kalan, ne menekşem ne gülüm,
Elde kalan, bir beden ve de ölüm.
Bakiyesi yok hayatın.
Tekrar yaşanacak bir günüm yok.
Hep üşüyen bedenimi.
Bir sıcak bastı ki ilk defa.
Öldüm işte.
**
Upuzun uzattılar kuru bir yere.
Üşümesin diye değil.
Görünmesin diye örttüler üstümü.
Başımda bir sürü insan.
Ağlayan inleyen.
“Ölen benim” gıkım çıkmıyor.
Size olan ne ola ki,”ağlarsınız.”
Benden bir nefes fazla yaşayan “sağlarsınız.”
Dört kişi bir çul içinde taşıdılar beni teneşire.
Ölen için suyun sıcaklığı önemli mi ki?
Benim için fark etmez.
Ilık olsun, olmasın suyumuz.
Değişmesin huyumuz.
Suyunu ılık koyun.
Benim suyum soğuk olsun fark etmez..
Ilık su imam için.
İmam üşümesin.
Kimse beni düşünmesin.
Yine de;
Yaşarken görmedim böyle rağbet böyle kese.
Yinede tavsiye etmem herkese.
Kurtuluverdim bin yılık kirimden.
Kesiliverdi kaşıntısı bütün bedenimin.
Daha da rahatladım.
Salıverdim kendimi.
Paketlediler beni,
Dikişsiz bir mintanla.
Yanıma ne bir kışlık ne de yazlık verdiler.
Ne bir yudum su, ne de bir lokma ekmek eklediler
Büyük bir çıkının içindeyim.
Paramda yok, pulumda.
Çenem bağlı neden ki?
Konuşmasın diye mi?
Ben yaşarken de hiç konuşmadım ki…
Konuşturmadılar.
Ayaksız ata bindirdiler.
Koşarcasına naklettiler bir cami avlusuna.
Ben ölüyüm hiç acelem yok.
Herkesten fazla koşuyorum.
En önde benim.
Emanet ayaklarım.
Emanet gözlerim.
Her şeyim emanet.
Yaşarken de emanet yaşadım.
Hiçbir şeyim olmadı benim.
Bir taş üstüne koydular tabutumu.
İki de adam diktiler başıma.
Kaçacak zannettiler galiba.
El pençe durdu er kişiler başucumda.
Konuşmadan birbirlerine bakmadan.
Sessizce beklediler.
Üzülmüş gibi yaptılar ölümüme.
Acele kılındı öğle namazı.
Cemaat el pençe ardımda.
Er kişi niyetine,
Başladı imam.
Helallik istedi benim adıma cemaatten.
Ben kime ne yapmışın da helallik istiyor.
Anlamadım ya.
Tanımadığım kişiler bile hakkını helal etti.
Helal olsun. Helal olsun. Helal olsun.
Acele bitti namazım.
Kimseye geçmez nazım.
“Ellemeyin musallada iyi rahatım”
Diyemiyorum
İmam efendi âmin dedi.
Cemaatten biri hadin dedi.
Omuzladılar beni.
Düştük bir yola.
Hiç vermeden mola.
Buldum kendimi bir çukurun önünde.
Eli kürekli “âdemler” önümde.
İndirdiler beni çukura.
Bıraktılar dokuz tahta arasında.
Kimin toprak attığını, kimin baktığını, kimin ağladığını,
Kimin tepelediğini, kimin çiğnediğini göremedim.
Gömüldüğüm yerin üstünü tepelediler toprakla.
Sıkıştırdılar özenle.
Su döktüler. Suladılar.
Başuçuma ve ayak ucuma taş diktiler.
Çaput bağladılar.
Toprak testi kondu başucuma.
Ağladılar.
Dua ettiler.
Âmin dediler.
Gittiler.
Bir iman kaldı.
İmam yukarıda ben aşağıda.
Verdi talkını.
Yedim salkımı.
İmam da gitti.
Bu işte burada bitti.
Ben kurtuldum bu dünyadan.
Size kolay gelsin.
Oh be…
**
Şimdi ağaçların gölgesi üstümde.
Kuşlar dallarda.
Böcekler.
Benden şimdi kimse korkmuyor.
Ben insanım, dünyanın en yaramaz canlısı.
Bir ölümü yenemeyen en akıllısı.
Karıncanın bile umurunda değil.
Hiç korkmuyor benden kertenkele.
Üstümde oynuyor sincaplar.
Sessizliğimi paylaşacak neyim var ki.
Ruhum beni terk etti.
Benimle her yere gelen dostlarım bu yolda ektiler beni.
Cesedim rahatına düşkün yatağında.
Çiçeksiz mezarım hüzün yüklü.
İnleşir de inleşir.
Böler uykumu.
Paylaşacak bir yalnızlık var elimde.
Yalnızlık peşinde koşan yalnızlar gelebilir yalnız yanıma.
Bir yalnız el üstüme.
Bir yalnız çiçek ekebilirse.
Arılar kelebekler bitirir belki yalnızlığımı.
Beni bu yolda yalnız bırakanlar.
Bir gün yalnız çıkacaklar bu yolculuğa.
Birlikte çıkıyoruz diyenler yolculuğa.
Aynı kervanda ayrı ayrı çıkacaklar yolculuğa.
Bu kervan yalnızlar kervanı.
Reklâmı yok bu yolculuğun.
Günü gelince kesilir bileti.
Tarihi ve saati belli değil.
Belli olan bir şey var.
Bilinen tek şey.
“Bu kervanla gidip de dönen olmadı daha.”
Yine de “Hayırlı Yolculuklar.”
*Gözlerinizi kapatıp kendi cenaze töreninizi bir düşünün. Tabutunuzun ardından gelenleri bir sayın. Karne de “sınıf geçme” notunuz meydana çıkacaktır.
Başta yazılması gerekirken sona düşen yazı:
Nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüzde her şeyin ölümü olacak. Öyle ise yüz yıl daha yaşamayacağız diye ağlamak,yüz yıl önce yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir.Ölüm başka bir hayatın kaynağıdır.Bu hayata gelirken de ağladık,eziyet çektik;bu hayata da eski şeklimizden soyunarak girdik. (Montaıgne-Denemeler)


Sizde Yorum Yapın!